Nerelisin sorusuna Ankaralıyım demeye utanacak kadar çok zaman Çanakkale'de yaşadım. Hiç kimseyi tanımadan geldiğim bu şehirde harika insanlar tanıdım, tahmin edemeyeceğim kadar mutlu oldum. Olacağından emin olduğum şeyler olmadı, hiç aklıma gelmeyen şeyler oldu (hepimizin hayatında olduğu gibi). Bir sınıfta ders anlatmak planlarım arasında yokken üniversitede yaptığım en keyifli şeylerden biri oldu bu. O zaman en baştan başlayayım.
İlk araştırma görevlisi olduğum yıl Serdar, Faruk ve Meren bana gelip neler yaptığımı sordular. Aslında onlara bahsetmeye değer pek az şey yapıyordum. GNU/Linux dünyasını ben de merak ediyordum ve öğrenmek için çok gayret gösteriyordum. Halen arkadaş olmaktan büyük mutluluk duyduğum bu üç genç adamın yüksek enerjileri benim de motivasyonumu arttırdı, birlikte çok çalıştık. Meslek hayatımda birilerinin hayatına dokunabilmişsem bu kıvılcımı yakan onlar oldu. Üniversitenin bilgi işlem daire başkanlığından Kamil ve Faik'le de o dönemde arkadaş olduk, sonra aramıza Sedat da katıldı. Üçü de açık fikirli, çalışkan ve sana değer verdiğini hissettiren bulunmaz arkadaşlar. On yıldan uzun bir süre üniversitenin bilgi işlem altyapısındaki bütün servisleri kurdum ve yönettim. Eduroam'a dışarıdan katılan ilk üniversite olduk. Benzer şekilde tüm servislerini IPv6 ile de veren ilk kurumlardan biriydik. Zorlayıcı olsa da bu süreçleri hep yeni şeyler öğrenmek için bir fırsat olarak gördüm.
Mezuniyet sonrası Serdar ve Faruk çalışma hayatına atılınca meslektaş olarak Meren'le kaldığımızda öğrencilerden bir grupla çalışmaya devam etmek hiç aklımda yoktu. Böyle bir düzeni yıllarca devam ettirmek en mutlu rüyalarımda bile görmediğim bir şeydi, ta ki Pınar, Oğuz ve İşbaran ortaya çıkana kadar. Onlar dördüncü sınıf olunca bundan sonra yine yalnız kalacağımı düşünürken yeni üç arkadaşla çalışmaya başladım ve bu emekliliğime kadar devam etti. Bazı yıllarda sadece bir kişi, bazen de on kişiyle derslerin haricinde projeler yaptık, üst sınıftaki arkadaşlar daha küçük sınıflardakilere yardım etti, yol gösterdi. Sonra onlar da arkadaş oldular. Mezun olanlar da henüz öğrenci olanlara bazen uzun dönem, bazen kısa dönem mentörlük yaptılar. Öğrenciliğinde fark edemediğim ama sonrasında birlikte çalıştığım Kaan'la yakın arkadaş olduğum gibi hiç birlikte çalışmadığım ama mezuniyeti sonrasında iletişimi koparmadığım pek çok arkadaşım da oldu. Biriyle tanıştığımda diğeri henüz doğmamış olan bir grup arkadaşla Tallinn'de buluşmak, oğlumdan bile küçük bir arkadaşla çalışmış olmak Çanakkale'ye ilk geldiğimde hayal dahi edemeyeceğim mutluluklardı.
Öğrencilerin yaptıkları bütün işleri özgür yazılım olarak paylaşması birinci önceliğimiz oldu hep. Birkaç yıl sonra sıfırdan bir projeye başlamak yerine daha çok mevcut özgür yazılım projelerine kod göndermek ve onların geliştiricileri arasına katılmayı hedefledik. Sıfırdan Ruby ile bir masaüstü ortamı yazmayı denediğimiz de oldu, on bir kişiyle LibreOffice'e kod gönderdiğimiz de (böyle yapınca avrupadan siz ne yapıyorsunuz diye bir geliştirici ekibi Türkiyeye geldi).
Bir dönem yerelleştirme ve belge hazırlamak üzerine düştüğümüz konuların başında geliyordu. O zamanlar hem çeviri yazılımları bugünkü kadar yetenekli değildi hem de Türkçe belge çok azdı. Mevcut özgür yazılım projelerinin çoğunda benim ve öğrencilerimin çevirilerinin hala kullanılıyor olmasından büyük mutluluk duyuyorum. Sadece yazılımların içindeki çevirilerimiz milyonlarca kelimeyi aşıyordur eminim. Bir dönem Türkçe hiç IPv6 belgesi olmadığını fark edip ulaşabildiğim bütün belgeleri çevirmiştim. Bunun bir etkisi olarak Ulusal IPv6 Tasarımı ve Geçişi projesinin yürütücülerinden biri oldum yıllar sonra.
Çanakkale çok küçük ve nispeten izole bir şehir olduğundan ülkenin geri kalanıyla iletişim halinde olmak için Ankara ve İstanbuldaki pek çok etkinliğe ve organizasyona katıldık. Linux Kullanıcıları Derneği başta Mustafa Akgül'ü ve diğer harika insanları tanıdığım, pek çok şey öğrendiğim, daha sonrasında birlikte etkinlikler düzenlediğimiz bir yolu açtı bana. LKD listelerinde çokça tartıştığım Türker Gülüm'le yüzyüze görüşünce ikimizin de kanı ısındı birbirimize. On yıldan uzun zaman düzenleyicilerinden biri olduğum Akademik Bilişim Konferansları, Türkiye'de İnternet Konferansları ve İnternet Haftası etkinlikleri sayesinde başka türlü görüşme, tanışma imkanı bulamayacağım insanlarla tanıştım, arkadaş oldum. Denizli'de yirmi yıl önce tanıştığım Erdinç'i görmeye Helsinki'ye gittim örneğin. Yine bir Akademik Bilişimde tanıştığım İbrahim her yaz kampa gel diye darlıyor beni. LKD ile yollarımız ayrılmış olsa bile (şimdi gerçekten dernekten neden ayrıldığımı hatırlamıyorum ama o zamanlar mantıklı gelmişti) hayatıma inkar edemeyeceğim kadar büyük katkısı oldu derneğin. İleriki yıllarda İnternet Teknolojileri Derneği, İnternet Derneği gibi derneklerde de işler yaptım, onları da mutlulukla anımsıyorum şimdi.
Hayatımda dernekler kadar etkili bir başka birim de diğer görevlerinin yanı sıra üniversitelerin internet bağlantılarını yöneten Tübitak Enstitüsü olan ULAKBİM oldu. Bir dönem toplantılarına katıldığım ULAKNET Eğitim ve Çalıştayları üniversitelerde sistem ve ağ yöneticisi olarak çalışan bizleri bir araya getirerek benzer sorunlara ortak çözümler getirmeye çalışmamıza vesile oluyordu. Belki hala devam ediyordur ama benim bilgi işlemle bağım koptuğundan uzun yıllardır takip etmiyorum. ULAKNET sayesinde Ağ Teknolojileri Durum Tespit Komisyonu isimli ekiple üniversiteleri dolaşıp bilgi işlem birimleriyle ilgili raporların hazırlanmasına katkı verirken yine Çanakkale'de yaşayan birinin tanışması mümkün olmayan arkadaşlarla tanıştım. IPv6 Görev Gücü yine ULAKBİM vesilesiyle katıldığım çalışma gruplarından biriydi. Nasıl bir heyecanla toplanıp konuştuğumuzu bugün gibi hatırlıyorum.
Yukarıda adı geçen Kaan'la onlarca şehri, üniversiteyi dolaşıp özgür yazılım anlattık. Pek çok öğrencim özgür yazılım etkinliklerinde bireysel ve ekip olarak yaptıkları işleri tanıttılar. Hep gururla dinledim onları, yaptıkları işleri. Yeterince çalışılırsa öğrenciyken bile yapılamayacak şey olmadığını dinleyen herkese gösterdiler. Ahmet'in Serhat'ın yaptıklarını daha büyük kalabalıklar duysun çok isterdim.
Murat Eren'in çekirdek ekibinde yer aldığı Pardus (o zaman adı Uludağ idi) projesinin de hayatımda hep önemli bir yeri oldu. Sayıları onu bulan öğrencim Tübitak personeli olarak Pardus geliştiricisi oldu, bir o kadarı svn depolarına dışarıdan yazma hakkı aldı. Metin, Mete ve Meltem Pardus'un 64 bite port edilmesini, elbette Pardus geliştiricilerinin büyük desteğiyle, kimsenin (kendilerinin bile) tahmin etmediği kadar çok çalışarak tamamladılar. Mezuniyet sonrası Tübitakta mühendis olarak çalışan üç arkadaşım şimdi diğer pek çokları gibi yurtdışında hayatlarına devam ediyorlar. 3M'nin 64 bit projesinden sonra yaklaşık on kişi KDE haricindeki masaüstü ortamlarının Pardus'ta sorunsuz çalışması işini çok disiplinli çalışarak bitirdiler. Pardus'un ilk döneminden proje yöneticisi Erkan Tekman ve geliştirici ekipteki arkadaşlarla tanışmış, çalışmış olmayı da sevinçle hatırlıyorum. Bu iki büyük projeden sonra neler yaparız diye düşünürken Tübitak Pardus projesini önce dağıttı, sonra yeniden nasıl devam edebiliriz diye toplantılar düzenledi (bu ikisini yapanlar başka insanlardı). Pardus'un ülke için çok önemli olduğunu düşündüğümden her davete katıldım, kurullarda, komisyonlarda görevler aldım. Ne kadar işe yaradım kısmıyla ilgili bir şey diyemem ama şurada çalışsaydın işe yarayabilirdi denecek her sefer orada oldum. Kamu Açık Kaynak Danışma Komisyonunun toplantılarına aylarca Çanakkale'den Ankara'ya gidip katıldım. Kamu Açık Kaynak Konferanslarının düzenlenmesi işinde Mustafa Akgül ile Tübitak'tan Mirat hoca ve Abdullah Erol'la birlikte çalıştım. İkisini de hala görüp konuşabilmek büyük şans benim için.
Neredeyse bütün meslek pratiğim insanların yüzüne bakıp etkileşim içinde olarak geçtiğinden pandemi döneminde uzaktan eğitim denen şeyi yaparken çok zorlandım. Kimsenin yüzünü görmeyince anlattığınız şeyin karşı tarafa geçip geçmediğini anlamak benim için mümkün olmadı. Monitöre bakıp ders anlatmak benim yapabileceğim bir şey olmadığından ilk fırsatta sınıfta ders anlatmaya geçtim. Deprem yüzünden de bir dönem uzaktan eğitim yapılınca üniversitede çalışmak benim için cazibesini tamamen kaybetti. Çalışma hayatımın ilk dönemlerinde Cem yine mi geç kaldı diyecek kadar sınıfı tanırken son dönemlerde bir öğrenciyi görüp bizim bölümde okuyup okumadığından bile emin olamıyordum. Böyle devam edemeyeceğimi anlayınca emekli olmaya ve Çanakkale'den ayrılmaya karar verdim. Dünya Güneş etrafındaki yörüngesine devam etti.
Çanakkale küçük bir Avrupa şehri gibidir. Her yere yakın ve derdi tasası nispeten az bir şehirdir. Ömrümün büyük kısmını orada geçirmiş olmaktan mutluyum. Karşıma kötü insanlar çıkmadı veya ben onları unuttum bilemiyorum ama geçirdiğim yıllarla ilgili pek az kötü hatıram var. Aksi mümkün olmadığı için ben de hatalar yaptım demiyorum.
Bir veda yazısı oldu ama mutsuz bir yazı olmamıştır umarım. Bugünden mutluyum, yarın için tedirgin değilim.



